“Kürt meselesi; bizim yani Türklerin menfaatine olarak da katiyyen mevzubahis olamaz. Çünkü malumunuz bizim hudud-u milliyemiz dâhilinde mevcut Kürt anasır o surette tevattun etmiştir ki pek mahdut yerlerde hâli …
Öte yandan bu yaklaşımın yanlış olduğunu ileri süren kimi görüşler de bulunmaktadır.…
Gerçekten 1. Dünya Savaşı sonrasının önemli konularından birisi olan “Kürtlerin durumu”…
Gerçi Sevinç/Demirkent’e göre Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey’in yaptığı şu konuşma…
“Efendim, dâvâ-yı muhik ve meşrûumuzun semere ve netîce-i kudsiyyesini iktifâf için Meclis-i Âlî iki mes’ele karşısında bulunmaktadır. Meselenin birincisi, üç şartı ihtivâ etmektedir: Bu şartların da birincisi sebat, ikincisi sebat, üçüncüsü yine sebattır. Meclis-i Âlî öteden beri imrân’a azmetmiştir. İkincisi ise, cephelerde çarpışan, vatan uğrunda fedâ-yı cân eden dîn kardeşlerimize bir ihtiyât kuvvetiyle yardım etmektir. Bunun için de bu ihtiyat kuvvetten Meclis-i Âlîniz emin olabilir ki, yirmi bin, otuz bin kişilik bir kuvvetin Dersim’de mevcût olduğunu arz ederim. Bu kuvvetin bir an evvel kâbil-i istimâl bir hâle getirilmesi iki şeye mütevakkıftır. Birincisi, bu halkçılık programının bir an evvel hitâma erdirilerek tatbikidir. İkincisi ise, eğer bu programın müzâkeresi biraz uzun sürecek olursa, Meclis-i Âlî’ye takdîm ettiğimiz takririn Hey’et-i Vekîle’ye havâle edilerek bir an evvel bir netîce-i nâfiaya rabt olunmasıdır. Bu iki şekilden hangisi olursa olsun, arkadaşlarımla beraber Hey’et-i Âlînize bu kuvvetin temin edileceğini vaad ediyorum.” (840)…
Sevinç/Demirkent, bu sözlerde yer alan “halkçılık programının bir an evvel yürürlüğe…
“Efendiler, Dersim meselesi, ma‘lûm-ı âlînizdir ki, tamam dört yüz seneden beridir Devlet-i Osmâniyye’yi işgāl eden bir meseledir. Öteden beri bu mesele için tayin olunan memurların sû’-i idâreleri…
Ayrıca yine Hasan Hayri Bey’in şu sözleri de hesaba katılmalıdır:…
“Sonra efendim, Dersim’de ve etrafında duyuyoruz ki, bir takım propagandacılar geziyormuş. Güya Kürdistan Hükûmetini bütün Avrupa devletleri imzalamış, Padişah da kabul etmiş ve işte bilmem falan filan kabul etmiş diye bir takım şeyler... “Siz ne duruyorsunuz?” gibi birçok söz dolaşıyor. Hattâ bazı şahısların da gezdiğini hissediyoruz. Bu husus birkaç defa da mevzubahis edildi. Bu adamlar kimlerdir? Ve buna karşı hükûmet ne vaziyet alıyor? İşte bunu anlamak... Bunları ihraç etmek mümkün değil mi? Mümkünse, onların arkası alınmalı ve bu gibi adamlar oradan ihraç edilmeli, İstiklâl Mahkemelerine bu hainler tevdi edilmelidir.”(843)Sayfa 193Tüm bu tartışmaya sebep olan konu da hükümete yöneltilen “Dersim’de ne gibi uygunsuzlukların şu sıralarda vukua geldiğinin esbabiyle Hükümetin buna karşı ne gibi tertibatta bulunduğu?” yönündeki sual takriridir. Görüldüğü üzere Dersim Mebusu Hasan Hayri Bey’in konuşmasının odak noktası yine kötü idari yönetime ilişkindir.(844) Meclisteki birçok mebusun hemfikir olduğu gibi Hasan Hayri Bey de halkçılık ilkelerinin kötü yönetimi ortadan kaldıracağını, bu durumun da Dersim’deki karışıklıkları ve Batılı ülkelerin müdahalelerini engelleyeceği kanaatindedir fakat burada özel olarak yerel yönetimlere yapılmış bir atıf yoktur. Hakan’a göre de 1920-1923 aralığında Meclis’teki Kürt milletvekilleri, Kürt sorunu bağlamında bir özerklik vurgulu siyasal talep dile getirmemişler, kimi zaman ise TBMM Hükümetinin tutumunun dahi gerisine düşmüşlerdir.(845)Sayfa 194Özetlersek Meclis’teki tartışmalarda Kürt sorununun 1921 Anayasası’ndaki yerel yönetim tercihinin belirlenmesine katkıda bulunduğunu gösterir deliller yoktur. Gerçekten etnik, dini ya da bölgesel amaçlarla yerel yönetimlere geniş yetkiler tanındığını ileri sürmek zordur.(846) Halkçılık tartışmaları ya da Bolşevik etkisinde olduğu gibi Kürt konusunun Meclis’te bir ağırlık kazandığını gösterir deliller çok azdır. Anayasa, yerel yönetimleri belirli bir etnik gruba siyasi özerklik tanımak amacıyla değil; halkçılık ilkesinin sonucu olarak daha çok tüm ülke çapında bir idari özerkliği tanımak açısından kabul etmiştir.(847) Kürt milletvekillerinin de böylesi bir siyasal talebi olduğunu gösteren emareler bulunmamaktadır. Kürt sorunuyla 1921 Anayasası arasındaki ilişki daha çok ilerleyen dönemde kurulmuştur. 1921 Anayasası, 1924 Anayasası’na kadar olan süreçte; Kürtlerin durumuna ilişkin ulusal ve uluslararası(848) arenada bir referans noktası Sayfa 195olmuş, özellikle “halkların kendi kaderini tayin hakkı” ilkesine karşı ileri Sayfa 196
BOŞ SAYFA
sürülmüştür.(849)Ankara Hükümeti özellikle Kürtlere özerklik tanınması yönündeki taleplere karşı 1921 Anayasası’nı en güçlü argüman olarak kullanmıştır.(850)…
