Ömer KÖROĞLU…
-
Git
: -
Favorilere ekle veya çıkar
-
ᴀ⇣ Yazı karakterini küçült
On İki Levha Yayıncılık
Yayın tarihi:
Mart 2016
ISBN:
9786051523477
Baskı:
2
Aşağıda bir kısmını gördüğünüz bu dokümana sadece Profesyonel + pakete abone olan üyelerimiz erişebilir.
İKİNCİ BASIYA ÖNSÖZ
Elinizdeki bu yeni bası, kısa bir zaman aralığında beklenenin üzerinde ilgi ve taleple…
Ankara, Şubat 2016…
GİRİŞ ve ÖNSÖZ
Tarih boyunca insanlar, en basit ve ilkel topluluklardan günümüzdeki karmaşık, kalabalık ve yoğun toplu yaşam alanlarına kadar, içinde bulundukları yeri imar etme, bayındır duruma getirme, güzelleştirme, geliştirme, belli bir düzen ve planlama kaygısı içinde olmuşlardır.…
Yerleşim ve yaşam alanlarının bir düzen içinde planlanması, daha güzel, sağlıklı ve yaşanabilir alanların oluşturulması, gelişme ve büyüme eğilimlerinin önceden öngörülerek, bu öngörülerin, belli bir sistematik içinde arazi parçalarının üzerine yansıtılmasında öteden beri sürekli bir sorun yaşandığı tartışmasız bir gerçektir.…
Ülkemizde, zaman içinde ve hızla gelişen, parçacıl, noktasal ve bütünlükten uzak kentsel gelişme eğilimleri, bu eğilimlerin zorladığı mevzuat değişiklikleri, planlamanın toplumsal ve sosyo-ekonomik boyutunun ihmal edilmesinin de etkisiyle, planlama çalışmalarının birbirinden kopuk gerçekleşmesi sonucu, başlangıçta planlama sürecine egemen olan sürekliliğe dayalı bütünsel planlama yaklaşımı büyük oranda ortadan kalkmıştır.…
Planlama sürecine yön veren bütünsellikten uzak çok sayıda yasal düzenleme, 3194 sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliklerin belirlediği temel kuramsal çerçeve ve planlama kurgusunu ortadan kaldırmış, bunun doğal sonucu oluşan yetki, tür, ölçek ve kavram kargaşası, planların üretilmesi, onaylanması, kesinleşmesi ve uygulanması aşamalarını daha sorunlu ve karmaşık bir hale getirmiştir.…
Uzun ve kapsamlı bir planlama, kentleşme gelenek ve bilincine sahip olmayan ülkemizde, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, temel olarak maddi ve manevi büyük felaketlere ve zararlara yol açan yangınlarla baş edebilmek amacıyla, planlamanın ilk adımı Ebniye Nizamnamesi ile atılmıştır. Ebniye Nizamnamesi (Yollar ve Yapılar Tüzüğü), şehircilik alanındaki ilk yasal düzenleme olarak kabul edilmesi gereken, 1882 tarihli Ebniye Kanunu (Yapılar Kanunu), ilk kez imar planı kavramıyla karşılaştığımız Yapı ve Yollar Kanunu, Belediyeler Kanunu, Umumi Hıfzısıhha Kanunu, planlamaya yön verme, kontrol altına alma, çözüm yollarının araştırılması çabası sonucu üretilmişlerdir.…
1957 yılında yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Kanunu, bu anlamda ilk kapsamlı düzenlemedir. İmar ve İskan Bakanlığının kuruluşu, Nazım Plan Bürolarının oluşturulması ile devam eden süreçte kentlerin yanı sıra, kıyılarda ve kırsal alanlarda da denetimsiz ve kontrolsüz yapılaşma, kentlere doğru yönelen yoğun nüfus hareketleri, imar düzenini ve bu konudaki denetimi sağlama alma kaygısının artmasına neden olmuş, bu gelişmeler 1605 sayılı Kanunla, 6785 sayılı Kanuna kimi ekleme ve ilaveler yapılmasını gerekli kılmıştır.…
6785 sayılı Kanunun “yapı” kavramı üzerine kurduğu temel yapı, fiziki çevreyle olan ilişki eksikliği, kapsamlı ve dengeli planlama anlayışında ortaya çıkan çeşitli yetersizlikler nedeniyle karşılaşılan sorunlar, hızlanan ve sürekli şekil değiştiren sosyo-ekonomik gelişmeler, köyün ve kırsal alanın itmesi ve kentin çekimiyle köyden kente, küçük şehirlerden, büyük şehirlere doğru oluşan iç göç olgusu, hızlı nüfus artışı sonucu, nüfusun, yatırımların ve hizmetlerin belli bir bölgeye yayılması, düzenli ve planlı olmaktan uzakta bir görünüm sergileyen kentlerde, gecekondulaşma adı verilen ve kent kimliğini doğrudan etkileyen olgunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.…
1966 yılında çıkarılan 775 sayılı Gecekondu Kanunu, 03.08.1984 tarihli, 18335 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında 2981 sayılı Kanun ile sürekli af beklentisinin hızlandırdığı, kontrolsüz ve denetimsiz yapılaşmanın önü alınmaya çalışılmıştır.…
Anayasanın 23. maddesinde; sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak amacıyla yerleşme özgürlüğüne sınırlamalar getirilebileceği, 35. maddesiyle, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği ve toplum yararına aykırı kullanılamayacağı belirtilmiş, 166. maddede planlı kalkınma ilkesine, 56. maddesinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu belirtilmiş; 57. maddesinde ise, Devletin, şehirlerin özelliklerini ve çevre koşullarını gözeten bir planlama çerçevesinde konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri almakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. …
Ayrıca, Anayasada planlama konusunda bazı dolaylı düzenlemelerde bulunmaktadır. Kıyıların, Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunun belirtildiği 43. madde; ülke topraklarının korunup, verimli işletilmesinin ödev olarak belirlendiği 44. madde; kamulaştırma konusunun düzenlendiği 46. madde ile tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına ilişkin 63. maddeler örnek olarak verilebilir.…