1- Öncelikle bu alanda inceleme yapılırken ilk göze çarpan husus, malların değerlendirilmesi, işletilmesi ve yukarıda söz ettiğimiz tasarruflara ilişkin çok çeşitli kanun ve alt düzenlemelerin olması, birçok idarenin kimi zaman kanuna kimi zaman yönetmeliğe dayalı olarak yetkilerinin olması, bunların birbiriyle çatışması, hatta kimi zaman idarelerin bunlara dahi ihtiyaç duymaksızın serbestçe hareket etmesine neden olan, yargının da ifadesiyle dağınık mevzuat hükümlerinin…
2- Söz konusu dağınıklık ve belirsizlik, kendi içinde alt başka belirsizliklere de neden olmaktadır. İdare mallarının kapsamlı bir envanterinin çıkarılması ve bunun elektronik, kolay erişilebilir ve daima güncellendiği bir sistem zaruridir. Malların envanteri elbette bulunmakta ve bazı düzenlemelerde de bu envanterden söz edilmektedir fakat malların sadece hangi bölgede ve hangi idareye ait olduğunu gösteren envanterin yetersiz olduğu aşikardır. Envanter sisteminin yeterli olması için; o sistemde taşınmazların niteliği, hangi idareye ait olduğu, hangi idarelerin o taşınmaz üstünde tasarruf yetkisinin olduğu, üzerinde yapılan tahsis, yararlandırma, kira, takas, sözleşme vs. tasarrufların güncel bilgisi, varsa bu tasarrufların veya sözleşmelerin bitiş süresi gibi hususların olması gerekmektedir. Böyle bir sistemsel yetersizlik yukarıda söz edilen mevzuattaki dağınıklıkla birleşince çalışmamızda söz ettiğimiz sorunlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin aynı anda iki idare, bir taşınmaz üzerine tasarrufta bulunmakta, idareyle sözleşme imzalayan kişi daha sonra aslında o idarenin tasarruf yetkisinin olmadığını öğrenmektedir. Yahut örneğin idare, taşınmazını ihaleye çıkarmakta fakat üzerinde zaten daha önce ihale yapılıp verildiğini bilmemekte ya da taşınmazın niteliklerinin ne olduğunu bilmeden, yeterince ayrıntı sahibi olmadan yanlış bilgilerle şartname hazırlamaktadır. Yahut idarenin yetersiz bilgisi nedeniyle ihaleyi kazanan kişiler daha sonra ilgili taşınmazın şartnamedeki özelliklere sahip olmadığını görüp ihaleden vazgeçmek istediğinde idare, ihale mevzuatında öngörülen yaptırımları kişiye uygulamakta ve adeta kendi hatasının ceremesini özel hukuk kişisine çektirmektedir. Bu durum, idarenin sonradan taşınmazın
3- İdare mallarının işletilmesi ve yönetilmesine ilişkin sözleşmelerin hukuki rejimi konusunda genel yaklaşım, sözleşme imzalanana kadar süreçteki aşamanın idari yargıya, imzalandıktan sonraki aşamanın ise adli yargıya tabi olduğu şeklindedir. Yine kamu mallarından yararlanma sözleşmelerinin idari yargıya, özel mallara ilişkin yapılan sözleşmelerin ise kira sözleşmesi nitelemesiyle adli yargıya tabi olduğu doktrinde ifade edilmektedir. Fakat yine hem mevzuatta kamu malları için kira sözleşmesi ifadelerinin kullanıldığını hem de yargı organlarının bu sözleşmeleri nitelerken böyle bir ayrıma gitmediğini ve bu yüzden içtihatlarda da belirsizlik çıktığını görüyoruz. Yani içtihadi bir hukuk dalı denilen idare hukukunun içtihadi olma özelliğinden beklenen husus; bir içtihat verildikten sonra artık bunun müstakar hale gelmesi ve benzer bir uyuşmazlık çıktığında o yönde karar çıkacağının yüksek ihtimal dahilinde olması iken uygulamada birebir aynı olaylarda farklı içtihatlar verilmekte ve dahi bunu bazen aynı yargı organı, dairesi, mahkemesi kısa süre aralıklarıyla yapmakta ve kendi kararlarıyla aksi yönde yaklaşım sergilemektedir. Bu da içtihadi hukuk dalı derken aslında anlamın değiştiğini ve benzer olaylarda dahi aynı mevzuatın uygulanacağı ve aynı yönde yaklaşımın sergileneceğinin şüpheli olması, her olayda kendine özgü bir içtihat çıkması gibi bir anlama doğru gidildiğini göstermektedir. Bu belirsizliğin çözümü için de ya bu alandaki sözleşmelerin Fransa’daki gibi idari sözleşme olarak nitelenmesi gibi tek rejim ve hukuki yargı düzeni altında toplanması ya da bu olmayacaksa ve mevcut sistemde devam edilecekse de idare hukuku
4- İdare mallarına ilişkin mevzuatın tek çatı altında toplanması ve dolayısıyla sözleşmelerin hukuki rejiminin de tekleştirilmesi doğal olarak yargı aşamasında da uygulanacak hükümlerin ve başvurulacak yargı organının belirli hale getirilmesini zorunlu kılar. Dolayısıyla söz konusu sözleşmelerin tamamen başvurulan yargı organının adli ya da idari yargı organı olmasına ve onların da kendilerini görevli görüp görmemesine bağlı olarak yıllar boyu devam eden görev uyuşmazlıklarının da ortadan kaldırılması için bu husus da düzenlenmelidir. Bunun için de ya yargı birliği gibi bir sistemle idari yargı/adli yargı gibi bir ayrım, mahkeme teşkilatlanma şeması bakımından ortadan kaldırılmalı ve dolayısıyla örneğin “görev mahkemesi”…
