Bu doküman Resmi Gazete dışında bir kaynakta yayınlanmıştır. Konsolide metin çalışmaları ilgili kaynak güncellendikçe sağlanabilmektedir.
Konu : Ölü muayene ve otopsi işlemleri
GENELGE NO
156
Soruşturmanın vazgeçilmez delillerinden biri olan otopside en önemli husus; bulguların saptanması suretiyle tutulacak kayıtların, yürütülen soruşturmanın aydınlatılmasında olumlu sonuçlar verecek şekilde eksiksiz olmasının sağlanmasıdır.
Öte yandan, ceset üzerinde maddi olarak ancak bir defa sağlıklı otopsi yapılabileceği, bu suretle en küçük bir dikkatsizlik ya da kayıtsızlığın bulguların cesetle birlikte mezara gömülmesi sonucunu doğuracağı tartışma götürmeyen bir gerçektir.
Dolayısıyla, bir lezyonun nasıl, ne şekilde veya ne sebeple ortaya çıktığının tespiti, olayın kaynağının ve meydana geliş tarzının doğru olarak anlaşılmasını sağlarken, bu aşamada yapılacak en ufak bir hata olayın yanlış değerlendirilmesine sebebiyet vererek soruşturmanın sıhhatine gölge düşürecektir.
Bu doğrultuda, olay yerine geç intikal edilmesi nedeniyle cesedin uzun süre bekletilmesi, ölümlü trafik kaz alarmda kara yolunun uzun süre trafiğe kapanmasına sebebiyet verilmesi, klasik ve sistematik otopsi yapılmadan ölü muayenesi ile yetinilmesi, otopsinin yapıldığı yer, tarih, otopsinin başlama ve bitirilme saatlerinin kaydedilmemesi, bulguların ayrıntılı bir şekilde yazılmaması, cesedin fotoğraflarının çekilmemesi ya da fotoğrafların görüntü kayıtlarının muhafaza edilmemesi, elbiselerin incelenmemesi veya usulüne uygun bir şekilde muhafaza altına alınmaması, ölü sertliği ve ölü morluğunun derecesi ile cesedin ısısının tespit edilmemesi, vücuttaki tüm yara ve berelerin seyri, şekli, yönü, rengi ve anatomik yapılarının belirlenmemesi, mermi yapılarının tanımı ile silah kalıntılarının analizlerinin yapılmaması ve bunların uygun ortamda saklanmaması, silah yaralarının giriş ve çıkış deliklerinin belirtilmemesi, cesette bulunan mermilerin çıkarılmaması veya muhafaza altına alınmaması, yapılan tüm işlemlerin sırasıyla belgelendirilmemesi, deri, dişler, baş, yüz, gözler, burun ve kulaklar, boyun, kol ve bacaklar ile genital organların ayrıntılı bir şekilde muayene edilmemesi, kan örneklerinin alınmaması, baş, göğüs ve karnın usulünce açılmaması, tüm organların sistematik bir şekilde incelenmemesi, gerekli analizlerin yapılmaması, ölüm zamanı ve ölüm sebebinin saptanmaması ile ası ve boğulmalarda baş ve boyun bölgelerinin usulüne göre incelenmemesi gibi eksikliklerden dolayı sağlıklı sonuçlara ulaşılamayacaktır. Bu bakımdan, ölü muayene ve otopsi işlemlerinin yerine getirilmesine ilişkin mevzuat hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatları ile uygulamada kimi tereddütlere sebebiyet veren bazı hususlar aşağıdaki başlıklar altında belirtilmiştir.
A- Mevzuat Hükümleri
Bilindiği üzere;
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; “Cumhuriyetin nitelikleri” kenar başlıklı 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
“Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevî varlığı” kenar başlıklı 17 nci maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbı zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tabi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.
Meşru müdafaa hâli, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun "Bilirkişinin atanması" kenar başlıklı 63 üncü maddesinde; "(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. Ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözülmesi olanaklı konularda bilirkişi dinlenemez.
(2) Bilirkişi atanması ve gerekçe gösterilerek sayısının birden çok olarak saptanması, hâkim veya mahkemeye aittir. Birden çok bilirkişi atanmasına ilişkin istemler reddedildiğinde de aynı biçimde karar verilir.
(3) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu maddede gösterilen yetkileri kullanabilir."
“Ölünün kimliğini belirleme ve adli muayene” kenar başlıklı 86 nci maddesinde; “(1) Engelleyici sebepler olmadıkça ölü muayenesinden veya otopsiden önce ölünün kimliği her suretle ve özellikle kendisini tanıyanlara gösterilerek belirlenir ve elde edilmiş bir şüpheli veya sanık varsa, teşhis edilmek üzere ölü ona da gösterilebilir.